Erdemli’de Bir Kültür Adamı: Uzun Mehmet
Bugün sizlere Erdemli’nin yapı taşlarından biri olan Uzun Mehmet’i tanıtmak istiyorum. Boyunun uzunluğundan dolayı halkın Uzun Mehmet diye çağırdığı Mehmet Doğan, Mersin ve çevresinde Yörük kültürüne düşkünlüğü ile edebiyat dünyamızda yer almış bir şahsiyettir. Mehmet Doğan, yöremizde yapılan her türlü sosyal ve kültürel etkinliklerin baş rol oyuncusudur. Onu zaman zaman televizyonlarda yöre kültürünü anlatırken, zaman zaman üniversitelerde ders verirken görmek mümkündür. Bu yazımızda onun kişiliğinden bahsetmekle birlikte en son yazmış olduğu kısa bir hikâyesini sizlerle de paylaşmak istedim. Kargıpınarı kasabasında kendi gayretleri ile oluşturduğu “Yörük Müzesi”ni gezmeyeniniz her halde yoktur. Gözbebeği gibi koruduğu bu müzenin korunması, yaşatılması ve zenginleştirilmesi için yöneticilerimizin daha duyarlı olmaları gerekmiyor mu? Yörük kültürünü gelecek nesillere aktarmak ve tanıtmak için bu müze bir mihenk taşı olmalıdır. Ümit ediyorum ki Erdemli ve çevresinde Uzun Mehmetler eksik olmaz. Aşağıda Uzun Mehmet’in önce kısa bir hayat hikâyesini ardından da son yazdığı ve beğeni ile okuyacağınız “Soframızın Dostları” adlı hikâyesini bulacaksınız.

UZUN MEHMET KİMDİR? (MEHMET DOĞAN) 1938 Yılında Silifke’nin Ovacık köyünde, geçimini hayvancılık ve çiftçilikle sürdüren bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. İlkokulu köyünde bitirdi. 1956 Yılında evlendi ve 1958 yılında vatanî görevini tamamlamak için askere gitti. Askerlik dönüşü Erdemli’nin Kargıpınarı kasabasına yerleşti. Sıkıntılı bir hayat içerisinde geçimini sağlamak için her türlü işte çalıştı. 1968 Yılında bakkal dükkânı açtı. 1973–2009 Yılları arasında Kargıpınarı kasabası Cumhuriyet Mahallesi muhtarlığını yaptı. İki çocuğu ve sekiz torunu var. Mehmet Doğan, halk kültürüne düşkünlüğü ile yaşama sevinci bulan ender insanlarımızdan biridir. Âşık tarzı şiirleri ile dikkatleri üzerine çeken şair, 1997 yılında Kargıpınarı Yöresel Kültür ve Sanat Derneği’ni kurdu ve halen başkanlığını yapmaktadır. Şiirleri ve hikâyeleri birçok gazete ve dergide yayınlandı. Mehmet Doğan’ın şiirlerinde Yörükler ve Toroslar dile gelir. Geçmişini arar, kültürüne bağlılığını sunar. Aşk, gurbet, ayrılık, hasret, dağlar, yaylalar şiirlerinin temel unsurlarıdır. Radyo ve televizyon programlarına katıldı. Mehmet Doğan’ı zaman zaman da Erdemli ve Mersin çevresinde yapılan şiir sohbetlerine katılırken de görmekteyiz. Mehmet Doğan’ın yüreği Yörük kültürü ile atmaktadır. En büyük arzusu bu geleneğin sonsuza dek yaşamasıdır. Şiirlerinde bu özlemini kolaylıkla görebiliriz. Kendi çabalarıyla kurduğu Yörük-Türkmen kültürünü sergileyen “Yörük Müzesi” Mersin ve çevresinde ilk olma özelliği taşımaktadır. Mehmet Doğan, çeşitli üniversitelerde tez konusu yapıldı. Araştırmacı yazar Ahmet Yanar ile Mersin Üniversitesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Orhan Özdemir tarafından Mehmet Doğan’a armağan olmak üzere “Toroslarda Yörükler” (2010) adlı bir eser yayınladılar. Yüreği sevgi dolu olan sanatçımızın eserleri şunlardır: Talihsiz Ayşe (Roman–1994), Seni Neye Benzetsem (Şiir–1996), Köyüme Gidiyorum (Belgesel Roman, birinci baskı 1998, genişletilmiş ikinci baskı 2010), Sevmek İçin On Ömür (Şiir–2000), Bir Düştü Beklemek (Hikâyeler), Göçmen Kuşlar Nereye (Şiir–2003) ve Yalnız Çınar (Şiir–2010) Mehmet Doğan, “Bir Düştü Beklemek” adlı kitabındaki küçük hikâyelerini ve yüreğindeki özlemleri 2004 yılında “Kiya” adıyla filme çekmiştir. Yine Mehmet Doğan’ın “Talihsiz Ayşe” adlı romanı “Tek Kadın” adıyla filme çekilmiştir. SOFRAMIZIN DOSTLARI Buğday, Sac, Leğen ve Ateş’ten oluşan birkaç arkadaş oturmuş sohbet ediyorlardı. İçlerinden Buğday, “Bir fikrim var. Ama arkadaşlarımızın çoğu yok, onları da bulalım beraberce konuşup tartışalım.” dedi. Oradakiler Buğday’a, “Fikrinizin ne olduğunu bilmiyoruz, ama arkadaşların bulunma fikrine katılıyoruz.” dediler. Diğer arkadaşlarını da bularak toplandılar. Söz sahibi Buğday, “Arkadaşlar, biliyorsunuz Değirmen kardeşimiz sabittir, çağırılan yere gelemez. Beraberce onun yanına gidelim, fikrimi orada açıklayayım.” dedi. Hep birlikte Değirmen’in yanına gittiler. Değirmen harıl harıl çalışıyordu. Selam verdiler. Değirmen, “Hayrola arkadaşlar toplanıp gelmişsiniz. Hele şöyle bir yerlere oturun, biraz soluklanın, ben de müşterilerimi savayım konuşuruz.” dedi. Az sonra Değirmen, bütün müşterilerinin işini bitirip gönderdi. Arkadaşları, Değirmen’in yanına gelerek çevresine oturdular. Değirmen, hepsinin elini ayrı ayrı sıkarak “Hoş geldiniz.” dedi. Kısa bir hal hatır sohbetinden sonra, “Nedir bu topluca geliş sebebiniz? Beni meraklandırdınız.” Fikir ve söz sahibi Buğday olduğu için konuşmaya ilk o başladı. “Değirmen kardeş, gerçi fikrimi arkadaşlara da açıklamış değilim. Hep beraber olunca açıklayayım diye düşündüm. Senin çağrılan yere gelemeyeceğini bildiğimiz için senin yanında toplanmayı uygun gördük.” Değirmen, “Sağ olun, bu düşüncenizden dolayı sizlere teşekkür ederim.” dedi. Buğday, “Bizler bir bütünüz, hep beraber insanoğluna bir hizmet verelim istiyoruz. Tabi sizin ve arkadaşların fikri ne olur, bilmiyorum. Beraberce konuşup tartışalım, bir karar verelim, diyorum.” dedi. Değirmen, “Çok iyi bir fikir, bizler bir bütünün parçalarıyız, her birimizin görevleri ayrı ayrı. Birimiz eksik olursa bu işi yürütemeyiz, çünkü hiç birimiz diğerinin işini yapamaz.” Bu konuşmalardan sonra Değirmen, “Kaç kişiyiz, bir tespit yapalım.” dedi. Toplantıya Buğday, Değirmen, Leğen, Senit, Ateş, Sac, Şiş ve Oklava’nın katıldıkları tespit edildi. Bu tespitten sonra hemen Oklava söz aldı: “Arkadaşlar ben hizmetten kaçmıyorum. Fakat insanoğluna nasıl iyilik bildireceğiz, görmüyor musunuz şu köşe başlarındaki ekmek parçalarını, çöp kutularındaki yemek artıklarını?” dedi. Şiş, ayağa kalkarak, “Oklava Efendi, haklısın, ama o, onların kendi sorunları. Bir atasözümüzde, ‘Yap iyiliği at denize, balık bilmezse Halik bilir.’ demişler. Bizler iyiliği yapalım da gerisi onlara ait.” dedi. Senit, suskun görünüyordu, Sac “Niye suskunsun, Senit kardeş?” dedi. Senit, “Ben verilecek kararlara karşı değilim, söz verir de sözümüzü yerine getiremez yüzümüze, gözümüze sürer, rezil oluruz diye düşünüyorum.” dedi. Diğerleri, “O, sorun değil, hepimiz görevlerimizi hakkı ile yaparız. Sanki insanlar bize çok mu kıymet veriyor?” dediler. Oradakiler anlaşarak işi karara bağladılar. Bunun üzerine Değirmen, “Arkadaşlarım bu iş tamam, birlik ve beraberliğimiz için hepinize teşekkür ederim. Yalnız şöyle bir fikrim var, herkes düşüncelerini ve yapacaklarını şiirlerle ayrı ayrı beyan etsinler ki insanlar bizleri daha iyi anlasınlar.” dedi. Oradakiler birbirlerinin yüzlerine bakıştılar. Değirmen, ben derim ki “Fikir ve söz sahibi Buğday kardeşimizdir. Sonra onun görevi hepimizinkinden kat kat fazla olduğuna göre söze önce onun başlaması gerektiğini düşünüyorum.” dedi. Değirmen’in bu düşüncesini alkışladılar. Buğday da “Arkadaşlar, ben de görevimin tarlaya ekilip tüketiciye kadar olduğunu biliyorum. Sizlerin de vereceği desteğe güveniyor ve sizlere inanıyorum.” diyerek teşekkür etti ve söze başladı: Aldı Sözü Buğday
Tohumluktum, tarlaya saçım saçım saçıldım, Sarardı başaklarım, oraklarla biçildim, Değirmene gitmeye çeşit çeşit göçüldüm.
İnsanlara hizmet’çin her daima hazırım, Bitmek tükenmek bilmez, fahri hizmetkârım.
Gerek safi un öğütsün, gerekse de miytan, Besmele çeksinler de yemesin bizi şeytan, Arayıp da bulsunlar acıktıkları zaman.
Görüp de gözetiriz bizler her an onları, Sakın çöpe atmayın artıp da kalanları.
Değirmene tane girer, un olup da çıkarım, Hizmet ettikçe artar onurumla vakarım, Yoktur asla hizmette benim şahsi çıkarım.
Ekmek için her zaman tetikte, yarıştayım, Gün olur makarnayım, bazen de erişteyim.
Kâh bazlama olurum, isterlerse lavaş, Hizmette sınır yoktur, ederiz daim savaş, Önümüze koyarlar sımsıcak güzel aş.
Anda başlar kaşıklar, durmak bilmez yarışa, Hemen yemeğe hücum, kim kalıp kim erişe.
Bazen somun oluruz, bazen oluruz pide, Çeşitlerimiz artar, her vakitte git gide, İster mayalasınlar, diler iseler sade.
Yeter ki bayatlatıp atmasınlar çöpe, Bizler hizmet veririz ellerin öpe öpe
Aldı Sözü Değirmen
İnsanlar için dönmektir her an benim kaderim, Bunları öğretmişti bana yaşlı pederim, Buğday kardeşi öğütür, kına gibi un ederim.
Dünya döndükçe her an, ben de durmaz dönerim, Semazenler gibiyim, yoktur hiçbir kederim.
Kimimiz ceryanla su, kimimiz de mazotla, Mazimiz çok derindir, anlatılmaz özetle, Müşteri gelir gider, hiç durmadan nöbete,
Müşterimiz saygılı, hep bilirler haddini Geriki nöbet alır, önündeki gitti mi.
Alt taşıyım, üstümde döner benim kardeşim, Çekiçle döverler de taze çıkar dişlerim, Hiç de yorulmak bilmez, daima dönmek isterim.
Görevim budur benim, dönerim de dönerim, Bizler bunu bilmişiz, yoktur başka hünerim.
Aldı Sözü Leğen
Hoş geldiniz sahama, candan sevgili unum, Sıkma kendini, dağıl, geniştir her bir yanım, Sizinle birlik olup insana hizmet salım,
İnsanlara verelim canı gönülden hizmet, Yiyenler hep desinler, “Geçmişinize rahmet.”
İçerimde dönüver kar beyazı hamurum, Sizler ile oldukça artar benim onurum, Meraklanma kardeşim, himayemde korurum.
İster börek yapsınlar, isterlerse bazlama, Dilerse “dutmaç” kessin, dilerlerse gözleme.
Aldı Sözü Senit
Diziliniz üstüme, pek çok sevgili bezeler, Sizler dizildikçe, benim ruhum tazeler, Oklava kardeş gelir üstümüzde gezeler.
Olursunuz bazlama veya incecik “şepit”, Bebelere söylerler “Haydi çocuğum hapit!”
Her kimleriniz varsa gelin geniştir saham, Üstümden gelip geçti, nice türlü nimetle taam, İnsanlar çalışıp da acıktıkları zaman.
Bezeler sıralanır, haydi görev başına, İnsanlar acıkmış durma boşu boşuna.
Kuyruğum kısa olsa da gönlüm gayet geniştir, Bu yaptıklarımız ne güzel tatlı bir iştir, Yüzümüzü ağartan kardeşimiz Ateş’tir.
Yanıver Ateş kardeş, varsın acı tütsün duman Aç kalmasın insanlar acıktıkları zaman.
Aldı Sözü Ateş
İsmimin birisi ateş, diğeri ise nardır, Bütün insanoğluna sayısız hizmet vardır, İyi kullanmaya büyük tehlike vardır.
Altına kuru odun koyunuz üstüne yaş, Acele etmeyiniz, yanarım yavaş yavaş.
Ben ısıtırım mosmor donan nazik elleri, Yoksa tutuluverir söyleyemez dilleri, Olmasam nice olur insanların halleri?
Çoban ateşi olur onları ısıtırım, Karanlıkta ışığı her yana yansıtırım.
Aldı Sözü Sac
Neler söyleyeceğim, beni iyi dinleyin, Ekmeği yakmayayım, gayet kalın külleyin, Altıma odunları dikkatlice sallayın.
Karalığıma bakmayın, pek çoktur maharetim, Ateş kardeşimdendir benim bu kerametim.
Kuru kuru odunu, altıma iyi çatın, Gereken mamulleri üzerime atın, İnsanlar karınlarını doyursunlar da bütün,
Doyanlar kalksınlar da “Elhamdülillah” desin, Şayet arta kalırsa acıkıp sonra yesin.
Aldı Sözü Şiş
Yeşil ağaçken oldum kuru tahtadan bir şiş, Korkma ekmeğim yakmam, sen iyice kızar piş, Çok kurursan kırarsın insanlarda kalmaz diş.
Yakmak değildir gayem, pişmeniz benim kastım, Yoksa bana kızarlar, vardır benim de üstüm.
Çabukça çeviririm, korkma yanmadan hemen, Pişip de kıvamına geldiğiniz zaman, Ateş kardeş, gözüme salıyorsunuz duman.
İnsaf et be yok mudur senin hiç de amanın, Gözümü çok yakıyor senin acı dumanın.
Aldı Sözü Oklava
Üstünüzden silindir gibi gelir geçerim, İsterlerse yufka, isterse kalın açarım, Hizmet için canandan, candan bile geçerim.
Çok insaflıyım ezmem, ağır değil hafifim, Candan dostumuzsunuz, hepinizi severim.
Ta ezelden konulmuş benim adım oklava, Cümlenizi severim, hepiniz bal, baklava, Bizler gönül vermişiz, candan görev yapmaya.
Tüm insanları sever her zaman da överim, Kıymetinizi bilmezse hepsini döverim.
Aldı Sözü Uzun Mehmet
Mehmet’im konuşturdum değerli hacetleri, Mevla’m bize bahşetmiş her türlü nimetleri, Ne yazık ki bilinmiyor kadir ve kıymetleri.
Muhtacız biz onlara hayat boyu her gün Mevla’m hesabı sorar bizlerden elbet bir gün.
|