2011 DÜNYADA EVLİYA ÇELEBİ YILI OLARAK KUTLANIYOR
2011 Yılı bütün dünyada Evliya Çelebi yılı olarak kabul edilmesine rağmen maalesef onu layıkıyla topluma tanıtacak etkinlikler yapamıyoruz. Onun 10 ciltlik “Evliya Çelebi Seyahatnamesi” adlı ünlü eserinden millet olarak pek haberimiz de yok.
Dünyanın çeşitli milletlerine mensup araştırmacıları o ünlü eseri en ince ayrıntılarına kadar inceleyerek milletleri adına çeşitli bilgilere ulaşmaktadırlar.
Bu yazımızda ünlü seyyahımızı sizlere tanıtmak istiyorum. Evliya Çelebi’nin bu ünlü eserini incelediğimiz zaman Mersin ve Silifke bölgesine değişik zaman dilimlerinde beş defa geldiğini görmekteyiz. Bu yazımızda Evliya Çelebi’nin Silifke’den Tarsus yönüne giderken Erdemli ve çevresinden geçerken tuttuğu notları sizlerle paylaşmak istiyorum. Erdemli tarihi açısından da önemseyeceğinize inanıyorum.

EVLİYA ÇELEBİ KİMDİR?
17. Yüzyılın dünyaca ünlü gezginlerinden Evliya Çelebi, 25 Mart 1611 tarihinde İstanbul’un Unkapanı semtinde dünyaya geldi.
Evliya Çelebi, yaklaşık 50 yıl Osmanlı topraklarını gezmiş ve gördüklerini Osmanlı Türkçesi ile Seyahatnâme adlı eserinde toplamıştır.
Evliya Çelebi’nin Babası Derviş Mehmed Zilli, I. Süleyman’dan I. Ahmed’e kadarki padişahların kuyumcubaşılığında bulunmuş ve çıktıkları seferlere katılmıştır. Ailesi aslen Kütahyalı olup, fetihten sonra İstanbul’a yerleşmiştir.
Evliya Çelebi, çok iyi bir öğrenim gördü. Önce mahalle mektebine gitti. Daha sonra Şeyhülislam Hamit Efendi Medresesi’ne girdi. Burada yedi yıl okuduktan sonra saraya özgü bir okul olan Enderun’a devam etti.
Okul öğreniminin dışında özel hocalardan Kuran-ı Kerim, Arapça, güzel yazı, musiki, beden eğitimi ve yabancı dil dersleri aldı. Latince, Farsça, Arapça, Ermenice ve Rumca’yı ana dili gibi öğrendi. Babasından tezhip, hat ve nakış öğrendi. Musiki ile ilgilendi. Kuran-ı Kerim’i ezberleyerek hafız oldu.
Evliya Çelebi, öğrenimini bitirdikten sonra sarayda görev aldı. Sultan IV. Murad’ın hizmetine girdi. Yaptığı işlerle padişah ve devlet ileri gelenlerinin beğenisini kazandı. Bu yüzden çok yüksek görevlere getirilmesi düşünülüyordu. Onun düşünceleri ise çok farklıydı. Daha küçük yaşlarından itibaren içinde müthiş gezi arzusu vardı. Yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak istiyordu. Bu yüzden sarayda fazla kalamadı.
Kendisinin anlattığına göre bir rüya üzerine meşhur gezilerine başladı. Böylece, 70 yaşına kadar sürecek ve çeşitli tehlike, sıkıntı ve hadiseler geçirmesine rağmen vazgeçmeyeceği seyahati başlar.
EVLİYA ÇELEBİ’NİN GÖRDÜĞÜ RÜYA
Evliya Çelebi, rüyasında Peygamber Efendimizi görür. Bu rüya onun hayatının dönüm noktası olur. Peygamber Efendimizi gördüğü bu rüyayı, Seyahatname adlı eserinin birinci cildinde şöyle anlatır:
“İstanbul’da hanemde bir gece uykuya dalmıştım. Birden bire kendimi Yemiş İskelesi yanında bulunan Ahi Çelebi Camii’nde gördüm. Camiinin içi nur yüzlü bir cemaatle dolup taşmıştı. Ben de bu camiinin içine girerek minberin dibine diz çöküp oturdum. Bu nur yüzlü pirleri hayranlıkla temaşaya daldım. Fakat bunların kim olduklarını anlayamamıştım. Nihayet yanımda bulunan bir zata sordum:
‘-Benim sultanım, ism-i şerifinizi ihsan buyurur musunuz?’ dedim.
O zat, ‘-Kemankeşlerin Piri Sa’d ibni Ebi Vakkas’ olduğunu söyledi. Derhal elini öptüm. Yine:
‘-Sizin yanınızdaki zatlar kimlerdir?’ diye sual ettiğimde: ‘Sahabe-i Kiram ve Ensar Hazretleridir dedi.
O tarafa baktım. Bu zatlar sıra ile Hazret-i Ebu Bekir (ra), Hazret-i Ömer (ra), Hazret-i Osman (ra), Hazret-i Ali (ra) idiler. Bunları doya doya seyredip taze can buldum. Mihrapta ise Kâinatın Efendisi Peygamber Efendimiz Aleyhisselâtü vesselam oturmakta idi. Biraz sonra yanımda oturmakta bulunan Sa’d İbni Ebi Vakkas Hazretleri elimden tutup beni Peygamber Efendimizin huzuruna götürdü ve dedi ki:
‘-Âşık’ı sâdıkın ve ümmet-i müştakın Evliya kulun şefaatin rica eder.’
Ben de derhal Hazret-i Peygamberin dest-i mübareklerini bûs ettim. Fakat heybetlerinden çok korkarak titredim. Kendilerine:
‘Şefaat ya Resulallah!’ diyeceğim yerde: ‘Seyahat ya Resulullah!’ diyi verdim. Cenab-ı Peygamber derhal tebessüm ettiler. Seyahatlerimin hayırlı olması için ‘Fatiha’ dediler. Bundan sonra sıra ile Eshab-ı Kiram’in ellerini birer birer öptüm. Cümlesi:
‘-Seyyâh-ı âlem ve ferîd-i beni âdem ol!’ diye dua ettiler. Ben de Ahi Çelebi Camiinden dışarı çıktım.
Sabah olup uyanınca bir abdest alıp bu rüyamı tabir ettirmek üzere Kasımpaşa’da İbrahim Efendi Hazretlerine gittim. Bu zat bana:
‘-Sen büyük bir seyyah olacaksın!’ buyurdu. Ben de bundan sonra seyahate çıkıp gördüklerimi yazmaya başladım.”
Sahabelerin yaptığı dualar Dergâh-ı İlâhî’de kabul olunmuş ve Evliya Çelebi benzeri olmayan ve sahasında da tek olan dünya seyyahı oluvermiştir.
Evliya Çelebi, 1630’da gördüğü rüyadan sonra, ilk seyahatini 1640 yılında ailesinden gizli olarak Bursa’ya yaptı. Çıktığı bu ilk seyahati bir ay devam etti. İstanbul’un her yerini karış karış gezdi.
BABASININ NASİHATİ
Evliya Çelebi Seyahatnamenin ikinci cildinde Bursa dönüşü babasının tavrını ve kendisine yaptığı nasihatleri anlatır. Babasının kendisine şöyle nasihatte bulunduğunu anlatır:
“Gel Oğul! Bundan sonra sana seyahat göründü. Allah mübarek eyleye. Amma sana nasihatim var, diye elimden yapışıp, huzurunda ayak üzerine durdurup sağ eliyle sol kulağımı burarak şu nasihate başladı:
-Oğul! Âdem yoksul olur, besmelesiz yemek yeme. Sırrın var ise sakın avratına deme. Cünüp iken yemek yeme. Elbisenin söküğünü üstünde dikme. İyi adını kötüye takma. Kötüyle yoldaş olma, zararını çekersin. Sen yürü ileri, gözüm, kalma geri. Alay bozma...”
Seyahat için babasından da ruhsat ve hayır dua alan Evliya Çelebi, o tarihten itibaren vefatına kadar durmadan gezip dolaşmıştır.
EVLİYA ÇELEBİ’NİN SEYAHATLERİ
Evliya Çelebi, bu gezileri sırasında çok ilginç yerler gördü. Yeni insanlarla tanıştı. Birçok olayla karşılaştı. Karşılaştığı ilginç olayları okuyucuya anlatarak kitabına renk kattı. Gezileri sırasında birçok kez ölümle burun buruna geldi. Savaşlara katılarak hem savaşları hem de o yerleri anlattı.
Asya, Avrupa ve Afrika’ya yayılan Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarını adım adım dolaşarak, gördüklerini tespit eden Evliya Çelebi’nin binlerce sayfalık “Seyahatname” adlı emsalsiz eseri, bir tarih ve coğrafya eseri olarak dünya ilim âleminin dikkatini çekmiştir.
Evliya Çelebi’nin gittiği başlıca yerler şunlardır: Anadolu, Rumeli, Suriye, Irak, Mısır, Girit, Hicaz, Sudan, Habeşistan, Macaristan, Transilvanya, Moldavya Potonya, Avusturya-Almanya, Hollanda, Bosna-Hersek, Dalmaçya, Güney Rusya, Kırım, Kafkasya ve İran.
Seyahatlerinden bir kısmını savaşlara katılmak suretiyle yapan Evliya Çelebi, bizzat savaşlara da katılmış ve silah kullanmada, ata binmedeki maharetini harp meydanında göstermiştir.
EVLİYA ÇELEBİ’NİN SEYAHATNAME ADLI ESERİ
Seyahatname, Evliya Çelebi tarafından 17. yüzyılda yazılmış olan çok ünlü bir gezi kitabıdır. 10 Ciltten oluşur. Evliya Çelebi, daha çok günlük konuşma diline yakın, kolay söylenip yazılan bir dil benimsedi. Bu dil akıcıdır, sürükleyicidir, yer yer eğlenceli ve alaycıdır. Gerçekçi bir gözle izlenen olaylar, yalın ve duru, zaman zaman da fantastik bir anlatım içinde, halkın anlayacağı şekilde yazılmış, yine halkın anlayacağı deyimler çokça kullanılmıştır. Gezdiği yerlerde gördüklerini, duyduklarını yalnız aktarmakla kalmamış, onlara kendi yorumlarını, düşüncelerini de katmıştır.
Seyahatnâme’sinde gezip gördüğü yerleri kendi üslûbu ile anlatmış, görmüş ve gezmiş olduğu memleketler hakkında oldukça önemli bilgiler vermiştir. Eser bu yönden Türk Kültür tarihi ve gezi edebiyatı açısından önemli bir yere sahiptir.
Evliya Çelebi gezdiği yerlerde toplumların yaşama düzenini ve özelliklerini yansıtan gözlemler yapmıştır. Bu geziler yalnız gözlemlere dayalı aktarmaları, anlatıları içermez, araştırıcılar için önemli inceleme ve yorumlara da imkân sağlar. Seyahatname’nin içerdiği konular, belli bir çalışma alanını değil, insanla ilgili olan her şeyi kapsamaktadır.
Seyahatname’de, Evliya Çelebi’nin gördüğü yerlerle ilgili izlenimler sergilenirken, öyküler, türküler, halk şiirleri, söylenceler, masal, mani, ağız ayrılıkları, halk oyunları, giyim-kuşam, düğün, eğlence, inançlar, komşuluk bağlantıları, toplumsal davranışlar, sanat ve zanaat varlıkları da önemli bir yer tutmaktadır. Evliya Çelebi, insanlara ilgili bilgiler yanında, yörenin evlerinden, cami, mescit, çeşme, han, saray, konak, hamam, kilise, manastır, kule, kale, sur, yol, havra gibi değişik yapılarından da söz eder. Bunların yapılış yıllarını, onarımlarını, yapanı, yaptıranı, onaranı anlatır. Yapının çevresinden, çevrenin havasından, suyundan söz eder.
Evliya Çelebi’nin bugün bile önemini taşıyan Seyahatnamesi işte bu gezilerin ürünüdür. On ciltte toplanan Evliya Çelebi Seyahatnâmesi bir kültür, sanat ve inceleme hazinesi olarak büyük önem taşır.
Evliya Çelebi’nin Seyahatname’si dünyada çok ün kazanmasına rağmen ne yazık ki bizde ilmî bakımdan geniş bir inceleme ve çalışma konusu yapılmamıştır. Bu büyük eser, yabancı araştırmacıların dikkatini çekmiş, üzerinde birçok incelemeler yapılmıştır. Evliya Çelebi Seyahatnamesi 10’dan fazla yabancı dile çevrilmiştir.
ÖLÜMÜ VE MEZARI
Evliya Çelebi’nin gezmek için gittiği son yer Mısır oldu. Ömrünü ilme adayan bu değerli âlim ve seyyahımız hiç evlenmedi. 1682 Yılından sonra vefat etti. Öldüğü yer ve yıl hakkında kesinlik yoktur. Bazı kaynaklar Mısır’da, bazıları İstanbul’da, bazı kaynaklar da Mısır’dan İstanbul’a dönerken yolda öldüğünü yazar. Mezarının nerede olduğu belli değildir.
Bazı tarihî kaynaklar, Evliya Çelebi’nin Mısır Seyahati dönüşünde İstanbul’da vefat ettiğini ve Lohusakadın Türbesi’nin yanına defnedildiğini söylemektedir.
Değerli tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı onun mezarı hakkında şöyle demektedir:
“Evliya Çelebi ve babası, IV.Murad’ın kuyumcubaşısı Mehmed Zıllî Efendi Lohusakadın Türbesi’nin yanında metfundur. Fakat yol yapılırken oradaki bütün mezarlar yerinden söküldü ve mezar taşları bir çukura dolduruldu. Ben yol yapılırken gitmiş ve mezar taşlarını görmüştüm.”
EVLİYA ÇELEBİ ERDEMLİ’DE
EVLİYA ÇELEBİ VE ERDEMLİ
“Seyahatname” adlı eseri tam olarak incelendiğinde Evliya Çelebi’nin Mersin ve çevresine dört veya beş defa geldiği görülmektedir.
Tarih içerisinde İçel olarak bahsedilen bu bölgenin eyalet merkezi Adana ve vilayet merkezi de Silifke\\'dir. Silifke\\'nin kazaları Ermenek, Selinti, Nevahî, Mamuriyye, Zeynî Şerif, Sadı, Sinanlı, Mut, Gülnar ve Karataş (Tapu kayıtlarına göre şimdiki Kocahasanlı kasabasının bulunduğu yer olarak tahmin edilmektedir.) kazalarıdır.
Evliya Çelebi’nin naklettiği bilgilere göre Silifke sancağının Karataş kazası sınırları içerisinde kurulu olan Karagörgüş halkı Türkmendir. Yine, Karye-i Erdemoğlu, Karye-i Hacı Alaeddinoğlu, Karye-i Mezidoğlu ve Karye-i Mersinoğlu hep Türkmen halklara sahiptir.
Evliya Çelebi’nin bu ünlü eserinin dokuzuncu cildinden Alanya, Anamur, Ermenek ve Silifke hattından Erdemli’ye ulaştığını anlamaktayız. Silifke’yi detaylı bir şekilde anlatan Evliya Çelebi buradan Kıbrıs adasına geçer (Hicri 1060). Kısa bir süre sonra tekrar “Ak Liman” üzerinden Silifke kalesine döner.
Evliya Çelebi’nin ünlü eserinden anladığımız kadarıyla bu bölgede yoğun olarak Türkmenler oturmaktadır. Evliya Çelebi, bu yörelerin havasının güzel olduğundan ve insanlara hoşluk verdiğinden, Türkmenlerin yaz mevsiminde yaylalara çıktığından bahsetmektedir. Sahil kesiminde “Serçeyi bile sıtma tutar.” diyerek yaylanın önemini vurgulamaktadır.
Eserden çıkarılan bilgilere göre Tarsus-Mersin-Erdemli ve Silifke hattında halkın en önemli gelir kaynağı tarımdır. Bölgede Turunç, limon, üzüm, incir, nar ve elma gibi meyvelerle birlikte zeytin ve şeker kamışı da yetiştirilmektedir. Bu bölgede Tarsus, Akliman ve Karagörgüş limanlarının oluşu bölge halkının denizcilikle uğraştığını da göstermektedir.
Evliya Çelebi, Silifke’den sahil şeridini takip ederek Kızkalesi’ne geçer. Kızkalesi’nin o yıllardaki adı Karagörgüş’tür. Karagörgüş halkının çoğunluğunu Türkmenlerin oluşturduğunu ve camilerde ibadet ettiğini vurgulayan Evliya Çelebi, az da olsa bölgede Rum, Yahudi ve Ermenilerin yaşadığından da bahsetmektedir.
Evliya Çelebi bölgedeki tarihi harabeleri de hayretler içerisinde anlatır. “Denizden bir kurşun atımı içeride bir kalesi var.” diyerek efsanelere konu olan Kızkalesi’ne dikkatleri çeker. İşte Evliya Çelebi’nin ağzından Kızkalesi:
TAKYENOS’UN ESKİ TAHTI KARA GÖRGÜŞ (KIZKALESİ)
“Silifke sancağındadır. Burada suhtelere elli kuruşu verip cehenneme kadar dedik, gittiler. Bu şehir eskiden çok büyük imiş, gördüklerimizi yazsak, bir deve yükü tarihe kitap olur. Şimdi seyyahlara ve müverrihlere şöyle malum olsun ki, Abbasilerden Me’mun Mısır’a gelip Ehram dağlarından tılsımlı hazineleri çıkarıp, Nil mikyasını tamir edip, dönüşte bu Karar Görgüş kalesini yedi ay kuşatmadan sonra İspanya elinden aldı.
700’den fazla cami, nice bin medrese, han, hamam, imaret, mescit, tekke ve darüşşifa vardır. Binlerce dükkânlar, fıskiyeler, havuzlar, saraylar vardır. İçinde Türkmenler otururlar, binlerce kilise ve manastırlar var. Kâfirler kalyonlarla gelip bu şehri ziyaret ederler. Çünkü inanışlarına göre Takyenos büyük bir peygamber ve cihangir bir padişah olsa. İsa havarilerinden dördünün burada yattığı muhakkaktır. Kubbelerinde Yunanca yazlıdır. İslam eline geçince de ziyaretgâhtır. İki bin adım beyaz kaldırımı vardır.
Deniz kenarından doğudan batıya uzunluğu iki saattir. Eni bir saattir. Denizden bir kurşun atımı içeride küçük bir kalesi vardır. Dörtgen şeklindedir. Sekiz rüzgârdan emin bir büyük limanı vardır. Her an küffar yatağıdır. Tarihinde İspanya 1700 parça gemi ile gelmiş bütün halkı esir ederek şehri yakıp gitmiştir. Şehrin etrafı taşlıktır. Halk dere tepelere toprak yığıp bahçe yapmıştır. Havası gayet kuvvet vericidir.
Bu şehirden kalkıp doğuya iki saat giderken iki tarafta yüz bin beyaz mermer sandukalar içinde ölüler var. Daha iki gün doğuya gittik. Bina harabelerinden, su kemerlerinden geçemedik. Takyenos’un mezarı bu derelerde imiş.”
Evliya Çelebi’nin anlatımına göre Erdemli ve Silifke arasında büyük kentlerin olduğu görülmektedir. Evliya Çelebi, Türkler’in de bu bölgeye han, hamam, medrese, mescit, cami, tekke ve darüşşifalar yaptığından bahseder ve yerleşimin çok eski olduğunu vurgular.
Evliya Çelebi, Kızkalesi’nden sonra Ayaş, Yemişkumu, Tırtar ve Limonlu’dan geçerek Erdemli’ye ulaşır. Evliya Çelebi buralardaki su kemerlerinin ve tarihi harabelerin bolluğundan da bahsetmektedir.
“Zi Oğlu (Limonlu) kırk evdir. Göçer evli Türkmenlerdir. Buradan da arkadaşlar aldık. Bu nehri (Lemas çayı) atlar ile geçip toprak yollarda yürüdük. Aklımız başımıza geldi. Bundan sonra Alata nehrini geçip Erdemoğlu köyüne geldik. Buradan doğuya bir saat gidip, Nur yaylasından gelen Bolur nehrini (Kargıcak çayı) atlarla geçtik. Sonra kırk elli evli Hacı Alaeddinoğlu köyünü (Bugünkü Arpaçbahşiş kasabası) geçerek Gerendir nehrinden (Kargıpınarı çayı) sonra Mersinoğlu denilen yetmiş evli bir Türkmen köyünde misafir olduk.”
Evliya Çelebi, Kargıpınarı’ndan sonra Mezitli üzerinden, Müftü çayından geçerek Tarsus’a ulaşır.